Kayıtlar

Hal

Akarken gözlerinin önünden baktın sadece aval aval nihayet önünde durduğunda gözlerin kör olur dillerin lal.

Çatısız Kiremit Fabrikası

Resim
Bundan birkaç onyıl(decade) öncesine kadar insanlar yaşadıkları toplumun bir parçası olmayı marifet görmüşlerdir hep(şimdi efendim konunun ana fikri bunun üzerine kurulu, eğer burada yanıldığımı düşünüyorsanız yazının devamı sizin için vakit kaybı olacaktır, uyarmadı demeyin).Çağımızda ise bütün insanlar, imkanları dahilinde birey olmaya çalışıyor. Ben bunu da sanayi devrimine bağlasam ne kadar sığ ve sıkıcı bir yazı olurdu değil mi? Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki ilk iki gereksinim olan fizyolojik ve güvenlik gereksinimleri eski çağlara göre daha hızlı, daha kolay ve hatta bazen hiç çaba sarfetmeden sağlanabildiğinden(en azından birçokları tarafından) insanlar artık piramide üçüncü seviyeden giriyorlar. Sevgi ihtiyaçlarını aile hayatında(onbeş yaşına kadar falan) karşıladıklarından, henüz "ergen" dönemlerinde bile saygı görmek, farklı şeyler yapmak, kendini ifade etmek, "aktivite" peşinde koşmak telaşına düşüyorlar. Tabii bu süreç aile yapısına, maddi du...

Şeyler

Resim
Georges Perec. Yeni tanıştım bu muhteremle. Bunca yıl nasıl farketmedim diye kızdım kendime. Ama belki otuzumdan önce okumadığım için şanslıyım, bilemiyorum. Sever miydim acaba 18imde okusaydım? Neyse, burası önemli değil zaten. Belki başyapıtlarından değil ama kronolojik gideyim diye "Şeyler" ile girdim Perec'in dünyasına. Aslında çok şey anlatan ama aynı zamanda hiçbirşey anlatmayan bir kitap.(çok klişe oldu farkındayım ama öyle, ne yapayım) Sanırım önümüzdeki birkaç hafta Perec'in dünyasında gezeceğim, buyrun beraber gezelim. 1960lı yılların Paris'inde sıkıcı sayılabilecek işlerde çalışan evli bir çiftin manevi dünyasını dışarıdan bakarak anlatıyor Perec. Nesnel yaklaşıyor kahramanlarımıza. Aşağılıyor onları, yerden yere vuruyor(başka bir tabir var aslında da kullanmayayım burada), sonra anlayışla karşılıyor onları. "Onlar". Kim ki "onlar". Sen de mi onlardansın yoksa? Sonsöz: Edebiyata, farklı bakışlara merakı olanları...

yaza doğru

Yazı sevmem, ama yaza az kalmasını severim, heyecanlanırım çocuk gibi(kimseye çaktırmam ama) artık tatil de olmuyor yazları, "yatış" yok, ama yine de heyecanlanırım. bahar adamıyım ben, mayısı nisanı severim, yazın gelecek olmasını severim, gelmesin hiç, hep gelecek olan olsun isterim. Ne gördüm ki yazlardan yazı seveyim. Asla gelmedi benim yazım. Benim yazım hep başkaydı, hep bulutluydu, hep soğuktu. Sevmeyeceğim seni, sevemem, sen benim mevsimim olamazsın. Baharı sevdim ben. Yaza doğru giderken.

Lafın çoku

"Şimdi onlar düşünsün"

hepinizi döverim ulen

belki blog adresimin nereden geldiğini bilmeyen vardır http://www.vidivodo.com/2455/hepinizi-doverim-ulen-

nefret

Resim
Çok garip bir ülkede mi yaşıyoruz yoksa garip bir çağda mı yaşıyoruz bilmiyorum ama birbirimizden yoğun bir şekilde nefret ediyoruz. bu nefretin sebebi nedir, eskiden de böyle miydi gibi sorulara cevap verebilecek kadar sosyoloji yada psikoloji bilgim yok. yine de insan düşünmeden edemiyor. Şimdi mesela, bundan yüzyıllar önce de böyle miydi? yoksa o zamanlar sadece başka devletlerin vatandaşlarından mı nefret ediyorduk? Günümüzde sağcı solcudan nefret ediyor, solcu sağcıdan, asker sivilden, doktor hastadan, çalışan işverenden dendendenden diye uzar gider. bu durumun eskiden beri böyle olduğunu hiç sanmıyorum. çağımızın hastalığı bu derece nefret, tahammülsüzlük. ama tüm bu nefret nereden besleniyor? niçin nefret etmeye başladık bu denli? başkasının parasını mı, karısını mı, aklını mı, mevkiisini mi neyini çekemiyoruz? ki bu saydıklarımın hepsi binyıllardır var olan şeyler. yani sebep bunlar olamaz. peki o zaman ne? niçin bu nefret? şehir mi bu hale getirdi bizi, teknoloji mi? eskiden k...